Domuz Gribi Belirtileri Domuz Gribi Hastalığı Domuz Gribi Aşısı

Tamiflu Talebi

Domuz gribi paniği çok, Tamiflu yok!
Domuz gribi korkusunun sardığı Türkiye’de, bu hastalığa karşı kullanılan antiviral Tamiflu adlı ilaca talep patlaması yaşanıyor.

Eczanelerden reçetesiz alınan ilaç, ‘ne olur ne olmaz, evde bulunsun’ düşüncesiyle stoklanıyor. İleride ilaç temininde sorun yaşamamak için Sağlık Bakanlığı iki hafta önce eczaneleri Tamiflu’nun reçetesiz satılmaması konusunda uyardı. Fakat eczanelere geldiği gibi tükenen ilaç reçetesiz satılmaya devam ediyor. Özay Ecza Deposu, Dilek Ecza Deposu, Melis Ecza Deposu şu anda stoklarında Tamiflu’nun kalmadığını belirtiyor. Eczanelerin taleplerini karşılamakta zorlandıklarını ifade eden depolar, üretici firmaya yapılan ilave siparişlerin gelmesinde de gecikmeler yaşanabildiğini söylüyor.

Domuz gribine karşı bilinen tek ilaç Tamiflu’ya talep sadece ülkemizde değil, tüm dünyada günden güne artıyor. ABD’de internet üzerinden sahteleri satılan ilaç, İngiltere’de karaborsaya düştü. Domuz gribinden ölümlerin arttığı Ukrayna ise Tamiflu’yu ücretsiz dağıtma kararı aldı. Tamiflu’yu elinde bulundurmak isteyenler sadece hastalığa karşı kendilerini korumak isteyenler değil. Özellikle çokuluslu firmaların, çalışanlarını domuz gribi salgınından koruyabilmek için bu ilacı stokladıkları söyleniyor.

Antiviral tamiflunun üreticisi Roche’un Türkiye’deki yetkilileri de ilaca yoğun talep olduğunu doğruluyor. Giderek artan bir ilaç tedariki olduğunu belirten yetkililer, karşılanamayan bir talepten söz edilemeyeceğini vurguluyor. Yetkililer, Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü stoklarında yeterince Tamiflu bulunduğunu ifade ederek, ileride ilacın piyasada kalmayacağı yönündeki spekülasyonların gerçekçi olmadığını belirtiyor. Çınar Ecza Deposu sahibi Mehmet Cengiz de panik havası oluşturacak kadar bir ilaç talebinin olmadığını kaydediyor.

Şu sıralar piyasada Tamiflu’nun bulunamamasının nedenleri arasında Türkiye’de daha ucuz olan ilacın yurtdışına pahalıya satıldığı iddiası da bulunuyor. Sema Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Hülya Caşkurlu, her grip olanın Tamiflu almasının çok yanlış olduğunu söylüyor. Ancak risk grubunda olan hamileler, 2 yaş altı çocuklar, kalp, şeker, diyabet gibi hastalığı olanlar ve ciddi solunum sıkıntısı, aşırı kusma, dört günden daha fazla düşmeyen ateş görülen ağır grip vakalarında ilacın kullanılması gerektiğini ifade ediyor. Caşkurlu, “Bu şartların dışında olanların stoklamak için bu ilacı almaları çok yanlış, ileride gerçekten ihtiyacı olan insanlar bu ilacı bulamayabilir.” diyerek uyarıyor. Tamiflu’nun gribe yakalanmamak için alınmasının sakıncalı olduğuna değinen Caşkurlu, ilacın koruyucu olarak önerilmediğini vurguluyor. Caşkurlu, yerli yersiz ilaç kullanımı sonucunda ileride virüslerin Tamiflu’ya karşı direnç geliştirebilecekleri ve ilacın fayda vermeme riskinin olduğuna dikkat çekiyor. Dr. Caşkurlu, stoklamanın önüne geçebilmek için Sağlık Bakanlığı’nın tamiflunun reçetesiz kullanımını engellemesi gerektiği görüşünde.

ZAMAN

Domuz gribi jeli küçük kızı kör etti

Küçük kız kornea hücrelerinin erimesi sonrası görme yetisini kaybetti.
Annesinin domuz gribi korunması için eczaneden alıp çantasına koyduğu antibakteriyel el temizleme jeli gözüne sıçrayan 7 yaşındaki küçük kız kornea hücrelerinin erimesi sonrası görme yetisini kaybetti.

Olay geçen cuma günü yaşandı. Söz konusu jeli kızının okul çantasına koyan anne İffet B., nasıl kullanması gerektiğini de anlattı. İstanbul Ak Umut Koleji birinci sınıf öğrencisi küçük D., okula gittiğinde diğer arkadaşları gibi annesinin çantasına koyduğu jeli kullanmak istedi. Ancak kutunun kapağını açmak isterken jeli gözüne sıçrattı. Alkol bazlı kimyasal madde içeren jel, küçük kızı acı içinde bıraktı. Öğretmenleri hemen küçük kızın yüzünü yıkayıp annesine haber verdi.

SAĞ GÖZDEN KORNEA HÜCRESİ

Gözündeki acı gitmeyen ve görememeye başlayan küçük kızın sol gözünün kornea hücrelerinin jeldeki alkol bazlı kimyasal maddeden dolayı eridiği belirlendi. Küçük kızın sol gözü olaydan sonra hiçbir müdahaleye cevap vermedi. Ancak önceki gün kornea hücrelerinde az da olsa iyileşme görüldü.

Doktorlar sol gözü kurtaramazsa, küçük kızın sağ gözünden alınan kornea hücreleri ya da kornea nakliyle görmesi sağlanacak. Anne İffet B., Sağlık Bakanlığı’nın izniyle yasal olarak satılan el temizleme jeli aldığını anlatarak, “Jelin üzerinde çocuklardan ya da göz temasından uzak tutun uyarısı yok. Bütün eczanelerin raflarında bu jeller satılıyor ve hiçbir uyarı yok. Başımıza gelenleri bilen eczaneye tekrar gittiğimde hâlâ aynı jeli sattıklarını görünce, ‘Neden hâlâ satıyorsunuz?’ dedim. ‘Yasal iznimiz var satıyoruz’ dediler. Jeli üreten firma hakkında dava açacağım” diye konuştu.

Küçük D’nin okulundaki öğretmenler ise diğer öğrencilerde bulunan jelleri topladı. Küçük kızın doktoru Alp Kayıran da yüksek oranda alkol ve kimyasal madde içeren sıvı maddelerin küçük çocuklardan uzak tutulması gerektiğini vurguladı.

Grip hakkında İnternet Derlemesi

KÖTÜ HABER: Türkiye domuz gribiyle başa çıkamıyor… Gelen son rakamlar ürkütüyor… Son 24 saat içinde 20 kişinin yaşamını yitirmesi şok etkisi yarattı. Ölenlerin sayısı bir anda 60′a yükseldi… Hastanelerde 202 kişi domuz gribi nedeniyle tedavi altında. 40′ı yoğun bakımda, 11 hasta solunum cihazına bağlı…

İYİ HABER: Sağlık Bakanı Recep Akdağ, şu ana kadar 250 bin kişinin domuz gribi aşısı olduğunu belirterek 400 bin kişinin de hastalığı atlattığının tahmin edildiğini açıkladı.

YENİ İDDİA: Eski Sağlık Bakanı Osman Durmuş, Türkiye’nin grip aşısında denek ülke olduğu iddiasını ortaya attı. Durmuş şunları söyledi: “Novartis ‘4 yaş altındaki çocuklarda denemeyin’ diyor. Ama bakanlık bir propagandayla bu aşıları yaptırmaya devam ediyor. Müthiş bir baskı var. Domuz gribi aşıları için Türkiye 240 milyon avro ödedi.”

ZATÜRE AŞISI BİTTİ: Domuz gribi, antiviral ve koruyucu ürün satışları patladı. Piyasada zatürre aşısı kalmadı. Türk eczacılar birliği genel sekreteri açıkladı; “Çok büyük talep olan zatürre aşısı piyasada kalmadı. Sırada bekleyen çok sayıda hasta var”.

KİMSE ÜRETİME TALİP OLMUYOR: YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, grip aşısı üretme çalışmaları konusunda Türkiye’deki hiçbir üniversitenin talip olmadığını söyledi. Özcan, önümüzdeki yıllarda başka grip türlerinin ortaya çıkabileceğini iddia etti.

AŞI GRİBE KARŞI ETKİLİ: İnönü Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Kızılay: ”Toplumda domuz gribine karşı önyargı var. Oysa aşı gribe karşı oldukça etkili, sadece hafif yan etkileri var. “

Domuz gribine karşı nano teknoloji

Domuz gribine karşı nano teknoloji

ANKAmall Alışveriş Merkezi’ndeki ortak kullanım alanları ”domuz gribi”ne karşı nano teknolojiyle üretilen bir ürünle dezenfekte edildi.

ANKAmall Alışveriş Merkezi’ndeki ortak kullanım alanları ”domuz gribi”ne karşı nano teknolojiyle üretilen bir ürünle dezenfekte edildi. Yapılan işlem sonunda dezenfekte edilen yüzeylerde, domuz gribine karşı 90 gün etkisi kaybolmayacak bir ”koruma kalkanı oluşturuldu.

Vatandaşların ”Domuz Gribi” endişesiyle, büyük alışveriş merkezlerinden (AVM) uzaklaşmaları sonucunda günlük ciroları hızla düşen AVM esnafı zor günler yaşarken bu durum, AVM yöneticilerini de domuz gribinden korunma konusunda yeni arayışlara yöneltti.

ANKAmall’ün yöneticileri ise çareyi nano teknolojiyle üretilen bir ürünle ortak kullanım alanlarını dezenfekte etmede buldu.

Yönetimini ve kiralamasını ECE Türkiye Proje Yönetimi A.Ş’nin gerçekleştirdiği, ANKAmall alışveriş Merkezi, Domuz Gribine karşı bir dizi önlem aldı.

Konuyla ilgili bilgi veren ANKAmall Alışveriş Merkezi Müdürü Ozan Canbolat, nano teknoloji kullanılarak üretilen bir ürünle alışveriş merkezinin ortak kullanım alanlarının dezenfekte edildiğini bu sayede işlem yapılan yüzeylerde Domuz Gribi’ne karşı 90 gün süreyle bir koruma kalkanı oluşturduklarını anlattı.

Canpolat söz konusu işlemin, ortak kullanım alanlarındaki merdivenler, trabzanlar, yürüyen merdiven bantları, asansörler, fast food alanındaki masa ve sandalyeler, yük asansörleri, tuvaletler ve havalandırma filtreleri gibi daha birçok yüzeye uygulandığını bildirdi. Kullandıkları dezenfektanın içindeki moleküllerin çok güçlü tutunma özelliği nedeniyle yüzeylere kısa sürede yapıştığını, kuruduktan sonrada da kesinlikle bulaşmadığını ve yapıştığı yüzeyden kopmadığını anlatan Canpolat, aynı yüzeylerin başka temizlik maddeleriyle temizlenmesi halinde de yaptıkları dezenfekte işleminin zarar görmediğini bildirdi.

Antimikrobik ve antibakteriyel özelliğe sahip söz konusu dezenfektanın hedeflenen yüzeye uygulandıktan sonra tüm reseptörleriyle oraya bağlandığını böylece etkinliğini tüm yüzeye aynı derecede homojen olarak yansıtabildiğini belirten Canpolat, ürünün antiviral etkisine ilişkin testlerin İ.Ü Tıp Fakültesi Viroloji ve Temel İmmünoloji Bilim Dalı tarafından gerçekleştirildiğini ve Domuz Gribine karşı uygulandığı yüzeylerde etkili olduğunun saptandığını bildirdi.

AVM’YE HASTANE PROSEDÜRÜ

Tüketicilerin gönül rahatlığı ile alışveriş yapabilmeleri için olağanüstü önlemler aldıklarını ve alışveriş merkezindeki ortak alanlarda, detaylı hijyen ve temizlik kriterlerinin uygulandığını belirten Canbolat, bu önlemlerin hastanelerde uygulanan temizlik kriterlerinin aynısı olduğuna da dikkati çekti.

Domuz Gribi salgını nedeniyle tüm temizlik ve güvenlik ekiplerinin, salgına karşı önlemler açısından uzmanlar tarafından eğitildiklerini, buna ek olarak temizlik ekiplerinin vardiyalarını artırdıklarını anlatan Canbolat, şunları söyledi:

”Sadece Sağlık Bakanlığı ve ilgili devlet kurumlarının değil, halkın yoğun olduğu mekan işletmecilerinin de salgına karşı çok dikkatli olması ve olağanüstü önlemler almaları gerekiyor. ANKAmall Yönetiminin koordinasyonunda salgın Türkiye’de ortaya çıkmadan eğitimlere başladık ve havalandırma önlemleri de dahil olmak üzere tüm önlemlerimizi aldık. Şu an en üst düzeyde grip salgınına karşı koruma sağlamış bulunuyoruz. Alışveriş merkezimizde bulunan tüm mağazalarımızı da aynı doğrultuda koordine ediyoruz. Alınan önlemler geçici değil. Grip salgını ortadan kalksa bile koruma kalkanımız devam edecek.”

Bakan Bey boşuna panik yaratmış

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, şu ana kadar Türkiye’de 400 bin kişinin domuz gribine yakalanıp, hastalığı hafif belirtilerle atlattığını açıkladı. Bakan, şimdiye kadar hastalığa 60 kurban verildiğini söylerken, “5 bin kişi ölecek” tahmininden geri adım attı.

“Domuz gribi sonbaharda çok yayılacak” ve “Türkiye’de domuz gribinden 5 bin kişi ölecek” tahminleri ile Türkiye’yi paniğe sürükleyen, yabancı tur operatörlerinin kafalarında soru işaretleri bırakan Sağlık Bakanı Recep Akdağ çark etti.

Akdağ, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yaptığı konuşmada, “Domuz gribi nedeniyle 5 bin kişi ölecek” gibi bir ifadeyi hiç kullanmadığını belirterek, “Risk var dedim, ama tedbir alınmazsa diye de belirttim” ifadesini kullandı.

Bakan Akdağ, “5 bin kişi ölecek” şeklindeki sözleri gazetelerde manşetlere taşınıp Türkiye paniğe kapıldığında bu sözleri yalanlamamış, aksine her gün verdiği değişik demeçlerle paniği adeta körüklemişti.

Öte yandan domiz gribinden ölenlerin sayısı 60 olarak açıklandı. Kayıtlara geçmeyen normal girip ölümlerinin ise bu rakamın en az bir kaç misli olduğu düşünülüyor.

Bulaşma yolları

İnönü Üniversitesi (İÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Kızılay, Domuz Gribi’nin en çok elle bulaştığını söyledi.

Kısa adı BİLSAM olan “Bilgi Yolu Eğitim Kültür ve Sosyal Araştırmalar Merkezi” tarafından İl Genel Meclis Salonunda “Domuz gribi ve aşı” başlıklı bir söyleşi programı düzenlendi. Söyleşiye konuşmacı olarak İnönü Üniversitesi (İÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Kızılay, katıldı.

Prof. Dr. Ahmet Kızılay, “Ateş, boğaz ağrısı, boğaz kuruluğu, halsizlik ve öksürük geçirenlerin hepsine Domuz Gribi vakası koyuyoruz. Çünkü Dünya Sağlık Örgütü böyle kabul ediyor. Şuanda hiç test felan yapmaya gerek yok. Eğer geçirdiyseniz, siz Domuz Gribi geçirdiniz. Dolayısıyla Domuz’u sevmemek, ona uzak olmak, ona karşı olmak, Domuz Gribi’nden bilgisiz olmayı, uzak kalmayı gerektirmiyor” ifadelerini kaydetti.

Gribin aşı ile önlenebilir bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Kızılay, “En çok insanlar arasında dolaşma ve bulaşma elle oluyor. Virüs kapı koluna bulaşmışsa, o kapı kolunu tutan herkes, grip virüsünü almış oluyor. Yada paralarla. Para çok el değiştiriyor. Hepimizin elini değdirdiği yerler, grip virüsünün en çok bulaştığı yerdir.

Prof. Dr. Kızılay, “Bu gribi yok etmek mümkün değil. Gribi bilerek, griple yaşamak zorundayız. Ben Sağlık Bakanlığını çok beğeniyorum. Sağlık Bakanlığının ve ekibini çalışmalarını çok doğru buluyorum ve çok iyi çalışıyorlar” şeklinde konuştu.

Aşının gribe karşı etkili olduğunu aktaran Prof. Dr. Ahmet Kızılay, “Aşı gripte, aşının türüne göre, yüzde 70 ile 90 oranında koruyucu. Bu kesin bir bilgi. Aşı kesinlikle etkili ve koruyucu” ifadesini kaydetti.

Prof. Dr. Kızılay, grip salgının beklenilenin altında geçtiğini belirterek, “İlk dalga beklediğimden çok hafif geçiyor. Ama ikinci dalga bekliyoruz. Benim beklentim, beklediğimiz senaryodan daha iyi geçecek” diye konuştu.

Domuz gribi bulaşıcı bir virüs

A tipi H1N1 bulaşıcı bir virüs”

Dr. Ahmet Tanrıtanır, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ölümlere sebep olan domuz gribi hakkında vatandaşların duyarlı olması gerektiğini bildirdi.
Başhekimi Dr. Ahmet Tanrıtanır, yaptığı açıklamada, domuz gribinin Türkiye’de beklenenden daha fazla etkili olduğunu belirtti. Bir solunum hastalığı olan domuz gribinin, domuzdan insana ve insandan insana bulaşabildiğini kaydederek, “İnsandan insana; hapşırık, öksürük, hatta tokalaşma ve temas yoluyla bulaşabilen domuz gribine karşı doğal bağışıklığımız bulunmuyor. Hastalığa A tipi H1N1 adlı virüsün daha önce hiç görülmemiş bir türü yol açıyor. Bu tür, insan, domuz ve kuş gribi virüslerinin karışımından oluşuyor. Kuru öksürük, ani ateş, boğaz ağrısı, eklem ağrıları, üşüme, bitkinlik ve baş ağrısı hastalığın belirtilerini oluşturuyor. Bunların dışında, aşırı kusmaya ve ishale neden olabiliyor” dedi.

Domuz gribinin kuş gribinden farklı olduğuna dikkat çeken Dr. Tanrıtanır, “Kuş gribi virüsünün öldürücü etkisi çok yüksek. İki virüs bir araya gelip de insan virüsünün bulaşıcılığına ve kuş gribi virüsünün öldürücülüğüne sahip olsaydı o zaman gerçekten tam bir felaket senaryosu ortaya çıkardı. Ama bu olmadı. Çeşitli türlere ait virüsler eğer bir konakta bir araya gelirse, mesela insanda ya da domuzda, böyle bir risk oluşurdu. Ancak oluşmadı; o salgın atlatıldı. Domuz gribi diye adlandırılan bu salgında öyle bir risk yok, çünkü çok öldürücü bir virüs değil, sadece daha bulaşıcı bir virüs” diye konuştu.

Dr. Ahmet Tanrıtanır, domuz gribi virüsünün daha önce hiç görülmemiş bir biçimde hızla yayıldığını ifade ederek, şunları söyledi:

“Ne kadar önlem alırsak alalım bu hastalık yayılacaktır. Yani teorik olarak bütün toplumu etkileyebilir, böyle bir potansiyeli var. Çoğu kimse bu virüsle belki grip olacaktır, bunu tamamen önlemek imkansız. Çünkü hastalar izole edilse bile, belirtiler başlamadan önce hastalık bulaşmaya başlıyor. Kişi, kuluçka süresinin sonrasında kendisinde henüz hastalık belirtilerinin olmadığı bir günlük sürede bunu bulaştırmaya başlıyor. Ancak bulaşmaya karşın kişisel korunma önlemlerini almak gerekiyor. Nasıl olsa bu hastalığa yakalanacağız deyip teslim olmak doğru değil. Görünüşe göre domuz gribi virüsü kalıcı bir virüs gibi gözüküyor. Yayılacak ve mevsimsel grip haline gelecektir. Uzmanlara göre, bu yıl bu gribi geçirip bağışıklık kazananlar seneye korunacaktır. Bağışıklık yine işe yarayacaktır. Ayrıca aşılananlar olacak ve risk düşecektir. Bu yıl kimsede bağışıklık olmadığı için panik bundan kaynaklanıyor.”

Domuz Gribi merdivenaltı jel üretimine tavan yaptırdı

DOMUZ gribi olarak bilinen H1N1 salgınıyla başlayan anti bakteriyel sabun ve jel pazarındaki talep patlaması ‘vurguncuları’ da harekete geçirdi. Lisanslı üretim yapan şirketler, ‘Merdivenaltı ürünlerin hiçbir koruyucu özelliği olmadığı gibi sağlığa zararlı etkisi de olabilir’ diyor. 1998 yılından bu yana Pürel adlı antibakteriyel jeli Çarfarma’nın yöneticileri, merdivenaltı üretimdeki artış nedeniyle hammadde bulmakta zorlandıklarını söyledi. Çarmıklı Şirketler Grubu İcra Kurulu Başkanı Osman Çarmıklı, ‘Son iki aydır büyük bir taleple karşı karşıyayız ama merdiven altı üretim başladığı için alkol ve ambalaj bulmakta zorlanıyoruz. Alkol tedarikçileri talebi değerlendirerek peşin çalışmaya başladı, bu da bizim gibi uzun vadeli projeksiyonlar yapan şirketleri etkiliyor. Zaten peşin para da verseniz şu dönemde ambalaj, etiket ve alkol bulmak çok güç’ dedi. Esin GEDİK

Pazar, 20 milyon dolara gidiyor…
DÜNYADA antibakteriyel jel sektörü, salgınla birlikte hızlı büyüyor. 200 milyar dolarlık kozmetik pazarının yüzde 10′unun söz konusu ürünlerden oluştuğunu söyleyen Osman Çarmıklı, ‘Türkiye’de ise pazarın 10 milyon dolar düzeyinde olduğunu söyleyebiliriz. Ancak 2010 sonu itibarıyla beklentimiz 20-25 milyon dolar düzeyine ulaşması’ şeklinde konuştu. Nielsen’in yaptığı araştırmaya göre antibakteriyel jel pazarı Ocak-Eylül 2009 döneminde geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 117 büyüyerek 39 tona ulaştı. Ancak dikkat çekici büyüme temmuz-eylül ayları arasında yaşandı ve büyüme oranı yüzde 265 arttı.

Merdivenaltı üretim Jeller Körlüğe bile yol açabiliyor

Antibakteriyel jel pazarının yüzde 95’ini elinde tutan Pürel, İstanbul Üniversitesi’nden domuz gribi virüsünü yok ettiğine dair rapor aldı. Merdivenaltı üretimin hızla arttığına dikkat çeken üretici Çarmıklı, “Jel alırken içeriğine ve Sağlık Bakanlığı onayına dikkat edin. Aksi halde ürün körlüğe bile neden olabilir” dedi

Türkİye’yİ 1998 yılında suya ve sabuna dokunmadan kullanılan ilk el dezenfektanı olan Pürel ile tanıştıran Çarmıklı Şirketler Grubu, şimdi de ürünün domuz gribi virüsü H1N1’e karşı antiviral etkinliğini İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Viroloji ve Temel İmmünoloji Bilim Dalı Laboratuarı tarafından yapılan bilimsel testlerle onaylattı. Antibakteriyel jel pazarının yüzde 95’ini elinde tutan ve 30-60 saniye arasında virüsü yok eden Pürel’in aldığı raporun sektörde ilk olduğunu söyleyen Çarmıklı Şirketler Grubu İcra Kurulu Başkanı Osman Çarmıklı, “İlaç ve kozmetik üreticileri de hızla jel üretimine giriyor. Bir de merdiven altı üretim hızla artıyor. Vurgun çeteleri oluştu. Öyle ki tedarik firmalarından gerektiği kadar hammadde ve ambalaj alamıyoruz. Ürün kapağı bile karaborsaya düştü” dedi. Çarmıklı, bu ürünlerin içeriğindeki alkol ve kimyasalların körlüğe kadar giden sonuçlar doğurduğunu vurguladı.

Toplu alım yapılıyor

İç pazarda Pürel satışlarının son iki ayda yüzde 300’lük bir artış gösterdiğine dikkat çeken Çarmıklı, “Bu oran 3.5 milyon dolarlık bir satışı ifade ediyor. Bir o kadar da yurtdışından gelen talepler var. Kurumsal firmalar, banka ve hastanelerin toplu jel siparişleri oldu” dedi.

Merdiven altı jel nasıl anlaşılır?

* Virüse karşı etkinlik sağlayan jelin içeriğindeki etil alkol. Pürel’de etil alkol oranı yüzde 96.

* Tüketiciler jeli eline aldıklarında soğukluk hissi alıyorlarsa, bu içinde etil alkol olduğunu gösteriyor.

* Merdiven altı üreticiler ise bunun yerine metil alkol kullanıyor. Bu da aşırı solunduğunda, temas halinde veya yutulduğunda körlüğe kadar giden sonuçlar doğuruyor.

* Sağlık Bakanlığı onaylı olup olmadığına bakılmalı. Ürün üzerindeki üretici adres ve numaraları istenirse Bakanlık’tan aranarak sorgulama yapılabiliyor.

2010’da pazar 25 milyon dolara ulaşacak

200 milyar dolarlık dünya kozmetik pazarının yüzde 10’unu antibakteriyel jel pazarının aldığını söyleyen Pürel’in üreticisi Çarmıklı Şirketler Grubu’na bağlı Çarfarma İlaç ve Kozmetik A.Ş. Genel Müdürü Semra Uçar ise, bu oranın Ağustos’ta yüzde 50’ye ulaştığını belirtti. Pazarın Türkiye’de 2010’da 25 milyon dolarlık bir hacme ulaşacağının altını çizen Uçar, “Bu oran geçmiş yıllarda 10 milyon dolar civarındaydı” dedi.

En Sık Sorulan Sorular

Ankara Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Alpay Azap ve Hacettepe Üniversitesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı İnfeksiyon Hastalıkları Ünitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Akova, Türk Tabipleri Birliği (TTB) için domuz gribiyle ilgili en çok sorulan soruları yanıtladı.

Domuz gribi hakkında kısa bilgi…

Pandemik İnfluenza A (H1N1) virüsünün neden olduğu domuz, kuş ve insan grip virüslerinin bir karışımı olarak karşımıza çıkmış olan yeni grip türüdür. İlk defa Mart 2009′da Meksika’da insanlar arasında görülmeye başlayan grip salgını hızla dünyaya yayılmış ve hatırlanacağı üzere Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 11 Haziran 2009′da pandemi (faz 6) alarmı vermiştir. Geçen dönem güney yarı kürede görülen hastalık, kış mevsiminin gelmesiyle birlikte son haftalarda kuzey yarı kürede yayılmaya başlamıştır.

Hastalığın klinik seyri nedir?

Hastalığın klinik belirtileri mevsimsel gripten farklı değildir. Pandemik grip (H1N1) şu aşamada mevsimsel influenzadan daha ağır seyretmemektedir. Ancak hızlı yayılma özelliğine sahiptir. Mevsimsel influenzadan en önemli farkı toplumun büyük kesiminin daha önceden bu ve benzeri olan viruslerle karşılaşmamış olmasıdır. Bu nedenle dünya nüfusunun önemli bir kısmı hastalığa açıktır. Pandemik H1N1′in öldürme hızı binde 3-5 arasındadır. Bu normal influenzadan daha düşük bir orandır. Ancak hastalığa yakalananlar arasında belli gruplarda ölüm oranı normal influenzaya göre daha yüksektir.

Kimler daha çok etkileniyor?

Hastalığın bugüne kadarki seyri incelendiğinde, 6 ay-24 yaş arası çocuk ve gençlerin daha çok etkilendiği görülmüştür. Hamileler, hasta olan kişilerle ilk temas edebilecek hizmet grupları hastalıktan etkilenecek gruplar arasında sayılmaktadır. Hastalık 65 yaş üzerindeki kişilere kolay bulaşmamaktadır. Bunun 1918′de meydana gelen büyük salgın ile ilgili olduğu düşünülüyor. 1918′de meydana gelen grip salgınındaki virus bugünkü viruse çok benziyor. O virus 1950′lere kadar dolaştığı için 65 yaş üzerindeki kişilerin kısmi bağışıklık geliştirdiği kabul ediliyor.

Endişeli olunan nokta nedir?

Endişeler influenza A virusunun çok kolay yapı değiştirmesinden kaynaklanmaktadır. Bu bağlamda, ilerleyen süreçte hastalığın seyrinin daha ağır olup olmayacağı hakkında kesin bir şey söylenememektedir. Geçtiğimiz yüzyılda yaşanan grip salgınlarında, başlangıçta hafif enfeksiyona neden olan virüsün sonradan daha öldürücü hastalık yapma yeteneğine kavuştuğu izlenmiştir.

Hasta olmamak için ne yapmalı?

Öncelikli risk grubu olarak ifade edilen çocuk-genç yaş grubunu hastalıktan korunması için kişisel hijyene dikkat başta gelmektedir. Okullarda hijyene, özellikle el hijyenine maksimum önem verilmeli, eller sık sık yıkanmalıdır. Küçük yaş gruplarında eğer çocukların sık sık ellerini yıkamaları sağlanamıyorsa alkollü el dezenfektanları kullanılmalıdır. Okullarda, çocukların bir arada bulunmalarının zorunlu olmadığı sınıf dışı faaliyetler sınırlanmalıdır. Ne kadar çok farklı gruptan çocuk bir araya getirilirse riskin o kadar artacağı unutulmamalıdır. Okul gezileri sınırlanmalıdır.

Hastalık görüldüğünde, okulların kapatılması için bir ölçüt var mıdır?

Bunun için geliştirilmiş rakamsal bir ölçüt ne yazık ki yok. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), okul kapatma ve benzeri uygulamaların salgının başlangıcında yapıldığı takdirde infeksiyonun yayılmasını yavaşlatacağını dolayısıyla sağlık otoritelerine gerekli hazırlıkları yapmak için zaman kazandıracağını belirtmektedir. Bugün için ülkemizde gerçekleştirilen okul kapatma uygulamaları da aşı sağlanana kadar infeksiyonu olabildiğince sınırlı tutabilmek amaçlıdır.

Beraber çalıştığımız birisinde ya da çocuğumuzun sınıf arkadaşında hastalık olunca ne yapmalı? Koruyucu ilaç almalı mı?

Hasta olduğu düşünülen kişilerle temas etmiş olanların rutin olarak bu virusun varlığı yönünden taranmasına gerek yoktur. Hastanın grip semptomları yönünden takip edilmesi yeterlidir. Ancak semptom çıkması durumunda hasta tedavi yönünden değerlendirilmelidir. Semptom gözlenen hastaların önemli bir kısmında da tedaviye ihtiyaç duyulmayacaktır. Uluslararası bilimsel kurumların hastalığa yakalanan herkesin tedavi edilmesine yönelik önerisi bulunmamaktadır. Belli bir takım risk faktörü taşıyan kişilerin tedaviye alınması gerekecektir.

Belirtileri neler ve görülünce/hasta olunca ne yapılmalı?

Pandemik grip (H1N1) in belirtileri mevsimsel griple aynı olup ateş, öksürük, boğaz ağrısı, baş ağrısı, kas ağrıları ve daha geri planda kalan burun akıntısı, ishal, bulantı-kusma gibi belirtilerdir. Hastalanan çocuklar okula gönderilmemeli, veliler bu konuda uyarılmalıdır. Hastalanan çocuklar hastalık tamamen iyileşene kadar -ki bu süre genellikle 7 gündür- evde tutulmalı, hastalığın daha uzadığı durumlarda ise ateş düştükten en erken 24 saat sonra okula gönderilmelidir. Hastalanan çocukların iyi beslenmesi ve bol sıvı alması sağlanmalıdır.

Halen var olan grip aşısı yeterli mi? Domuz gribi aşısı farklı mı?

Pandemik grip (H1N1) için geliştirilen aşı şu anda ABD, İsveç ve Macaristan’da kullanılmaktadır. Şu an Türkiye’de var olan aşı bir yıl öncesinin influenza virusüne karşı geliştirilen mevsimsel grip aşısıdır. Pandemik grip (H1N1) aşısının üretim çalışmaları Temmuz ayı başından bu yana devam etmektedir. Yaklaşık 5 bin civarında çocuk ve erişkinde denendiğini ve belirgin bir yan etkisinin izlenmediğini biliyoruz.

Tek bir aşı mı var, farklı aşılar mı var? Hangisi tavsiye ediliyor?

ABD ve Avrupa’da üretilen iki tip aşı var. Bu iki tip aşının etken maddeleri birbirinden farklı. Birinde zayıflatılmış canlı virüs var diğeri ise ölü virüs içeriyor. Aşılar içerisinde üç önemli madde var. Bunlardan birisi, antijen denilen vücutta esas bağışıklığı sağlayacak olan virüsün parçasını içeren kısım. İkinci madde ise ABD’de olmayan ve Avrupa’da olan adjuvan denilen ve aşının bağışıklık yapma gücünü artıran madde. Aşılarda bu amaçla uzun yıllar alüminyum kullanılmıştı. ABD, var olan ancak bilimsel olarak kanıtlanmış bulunmayan iddialar nedeniyle, aşıların içinde adjuvan madde kullanılmasına izin vermiyor. Adjuvanların çok nadir olarak alerjik reaksiyonlara yol açtığı, bazı romatolojik hastalıklar gibi istenmeyen bazı yan etkilere yol açtığı öne sürülüyor. Bu nedenle de ABD’de hukuki olarak sorumlu tutulan çok sayıda dava olduğu için bu maddenin aşılara konulmasına izin verilmiyor. Avrupa’daki aşıların içinde adjuvan maddesi var. Bu aşılar 5 büyük firma tarafından üretiliyor. Türkiye’ye gelecek aşıların içerisinde büyük olasılıkla bu madde olacak. “Bunun bulunmasının bir zararı var mı” sorusuna kesin bir yanıt verilemiyor ancak Avrupa Birliği’nde adjuvanlı (sequalen veya alüminyum) aşılar yıllardır uygulanıyor ve ciddi bir yan etki hali hazırda bildirilmiş değil. Ama bu sadece Türkiye’ye özgü bir şey değil, ABD dışındaki tüm ülkelerdeki aşıların içerisinde adjuvan maddesi olacak. Üçüncü madde ise cıvalı bir bileşik. Aşının, başka mikroplarla kontamine olmasını, bulaşmasını engelleyen koruyucu bir madde. ABD’deki aşıların içerisinde bu da bulunmuyor. Civa olması çok da bir önem taşımıyor. Çünkü, arka arkaya çok dozda aşı yapıldığı takdirde, vücutta birikip özellikle çocuklarda bir takım rahatsızlıklara yol açabiliyor, ancak tek doz yapımında bir sorun bulunmuyor.

Aşıların yan etkileri söylendiği gibi mevcut grip aşılarından daha fazla mı?

Grip aşısı dünyada 50 yıldan daha uzun süredir üretilen bir aşı. Üretme tekniği teknolojinin de gelişmesiyle çok daha iyileşmiş olmakla birlikte temel olarak üretim basamakları on yıllardır hep aynı. Embriyonlu tavuk yumurtasından üretiliyor. Son yıllarda doku kültürlerinden de üretilse de bunların sayısı çok az. Dolayısıyla dünyada bu konuda ciddi bir deneyim ve birikim var. Domuz gribi aşısının mevsimsel influenzadan daha fazla bir yan etkisi olduğu bugüne kadar tespit edilmedi. Ancak lokal yan etkiler olabiliyor; aşı yerinde hafif kızarıklık, aşı yerinin hafif ağrıması gibi. Buna karşılık ciddi yan etkiler çıkması olasılığı son derece düşük ve mevsimsel grip aşısında beklenen yan etki oranından daha fazla değil. Ancak dünyada ilk kez böyle büyük bir kitlesel aşılama faaliyeti olacağı için milyonda bir ya da daha nadir görülen yan etkilerin de ortaya çıkma olasılığı da ihmal edilmiyor. Dünya Sağlık Örgütü bunları takip ediyor. Aşının kanser yaptığına dair söylenceler kesinlikle doğru değil.

Söylendiği gibi geçmiş yıllarda, 1950-60 larda yaşanmış olumsuz tecrübeler var mı?

Grip aşılarının üzerine haksız bir şekilde yapışıp kalan kötü şöhret, 1976 yılında ABD’deki aşılama sırasında sinir sistemini tutan bir hastalık olan Guillain-Barre hastalığının sıklığında bir artış tespit edilmesinden kaynaklanıyor. Ancak bu artışın aşıdan kaynaklandığı kesin olarak gösterilemediği gibi sonraki on yıllar boyunca grip aşılarının bu hastalığa neden olduğu ispatlanamamıştır. Arada doğrudan bir nedensellik ilişkisi kurulamamıştır. Bu hastalık her toplumda 100.000′de 4-5 sıklıkta görülmekte ve viral infeksiyonlar tarafından da başlatıldığı düşünülmektedir. ABD’de aşı yan etkilerini takip eden kuruluş yıllar içerisinde yüz binlerce aşı uygulamasını değerlendirdikten sonra grip aşılarının bu hastalık riskini artırmadığını tersine bir miktar azalttığını belirtmiştir.

Aşı yapımı nasıldır? Adjuvan etki nedir?

Aşı adjuvanla birlikte yapıldığı zaman bağışıklık potansiyeli çok daha yükseliyor. Birisi yüzde 70 bağışıklık kazandırıyorsa, birlikte olduğunda bu oran yüzde 90′a çıkıyor. “Adjuvana bağlı yan etki görülebilir mi” sorusuna da kesin yanıt verilemiyor, çünkü dünyada hiç bu kadar çok yaygın bir aşılama uygulanmadı. Nadir olasılıklar olacak diye insanların aşıdan mahrum kalması doğru değildir. Böyle bir yan etkinin olup olmayacağını şu anda bilmeden bu konuda spekülasyon yaratmak doğru bir yaklaşım değil.

Aşı olunmasını öneriyor musunuz?

Evet. Aşının faydası olası yan etkinin yaratacağı zarardan çok daha büyüktür. Bu nedenle yan etki olabileceği endişesiyle aşı yaptırmamak büyük hata olur. Çünkü aşının alternatifi hastalığa yakalanmaktır. Bunun sonuçları ise daha kötü olabilir.

Kimler aşı olmalı?

65 yaş altı tüm nüfusun belli bir öncelik sırasına göre aşılanması gerekmektedir. Sıranın başında hastalığa en açık kesim olarak nitelenen 6 ay – 24 yaş arasındaki kişiler, hamileler, altta yatan kronik hastalığı olanlar, hastalıkla öncelikli karşılaşabilecek hizmet grupları; sağlık çalışanları, itfaiye, güvenlik görevlileri vs. yer alıyor. (AA-MA/TK)

belirtileri